VEEEE....FEHMİYE RÖPÖRTAJI

21. YY'ın en büyük starı Türkiye'nin Dünya Müziğine kazandırdığı Fehmiye ile yaptığımız röpörtajın bende bıraktığı etkisini dün sizlerle paylaşmıştım ve işte bugün de o bomba röpörtaj.
Kıvanç'la yaşadaığı yasak aşk...Spor salonundaki yakışıklı...Yeşim Salkım...Ayşe Özyılmazel...Twitter ve daha fazlası...
Kimi zaman agresif tavırlar sergileyip üstüme döktüğü ucuz mahalle nescafesiyle aklımda iz bırakan, kimi zaman halktan bir vatandaş gibi karşımda göz yaşları döken Fehmiye, kim ne derse desin halkın en büyük starı.

Efsane olmaya gelirsek; buna dışardan bakmadan anlayamazsınız aslanım..

FEHMİYE İLK LP'sini YAYINLAMADAN HEMEN ÖNCE
BEN:

Magazin basınınca (aslında hemen hemen sadece benim tarafımdan) sürekli birilerini taklit etmekle suçalnıyosunuz ! Önceleri Madonna taklitçisiydiniz, peki şimdi neden çıtayı daha fazla düşürerek Türkiye'nin en büyük r&B yıldızı İsmail YK'yı taklit etmeye başladınız? Hani elinize Twitter diye şarkı yapmakla ne geçti ?

REALSTARFEHMİYE:
Aslanım, önce bir destur çek sonra sorularını sor! (Merhaba demeden soru sormaya başladığım için geldi başıma tüm bu sözler, elinin altında duran vazoyu havaya kaldırdı, neyseki Hacer ordaydı ve röpörtaj öncesi kendisiyle Balat'ta güzel dakikalar geçirmiştik. ) O şarkıyı yaptığımda İsmail YK'nın şarkısı daha ortalıkta yoktu... emeğimin içine böyle yaptırtmam ben, alnını karışlarım adamın. Eğer şarkımın sözlerini incelersen çok özel bir ölçüyle yazılmış olduğunu anlarsın. Kappişş?

BEN:
tamam fehmoş kızma hemen....(adeta bir panter gibiydi ürktüm)

FEHMİYE:
Hah şöölee..


BEN:
Söylentilere bakıcak olursak Madonna'nın Evita rolunu kıskanarak Nazmiye'yi yazdırmışsınız ! buna ne demeli ?

FEHMİYE:
Sen iyi bileylemişsin bana kendini! Kıskanmalara göre bişi yuoğğ! Ülkü ağabey (Erakalın) yazmış senaryosunu, bana yollamış.Okudum, baktım makul sahneler, üstelik Kıvanç gibi bir adam da var projede. "Tamamdır babalık" dedim ve kabul ettim rolü. Denildiği gibi rolün Zeynep Mansur ve Esra Balamir'e gittiği de yalan!

BEN:
yavrum zaten sen varken diğer paçozlara söz düşmez. Hee şu Kıvanç meselesini açtınsa mağdem konuyu biraz değiştirelim, açık yüreklilkle söyle bakalım aslanım, Kıvanç mı ? yoksa şu belediyenin tesislerinde tanıştığın yakışıklı mı dahaa iyi?

FEHMİYE:
Deeet! Hadsiz seni. Kıvanç benim rol arkadaşımdı, öyle gözle bakmadım allahi için. Yarebbim bilir şu içimi! (Sinirden titreyen elleriyle sehpada duran bardağı alır, bir yudum su içer) Sporcu yakışıklıya gelince; onda daha önce kimsede görmediğim saf bir taraf var. Bana el değmemiş taraflarımı gösterdi. Sırıtma lan hemen; manevi anlamda... sanırım albüm promosyonları bitince çocuk yapıcaz. Sorası allah kerim..
VE FEHMİYE'NİN EN SAF HALLERİ...BALATTAKİ ÇOCUKLUĞU
BEN:

Kimileri tavan arasında yaşayan Haceri köle gibi kullandırttığınıza şahit olmuş buna ne demeli ? Allah bilir SEN onu taşıyıcı anne olarak da kullanırsın o zaman.

FEHMİYE:
Ulan seni bana rakip medya kuruluşu mu gönderdi! Tavanarası dediğin yerde bi jakuzi eksik! Duvarlarda Abidin Dino reprodüksiyonları, yerde imitasyon İran halıları var lan! Hangi işveren hizmetçisine bunu yapar? Üstelik kime ne? İstersem değil yumurtamı kendimi bile taşıtırım!

BEN:
ilahi fehmoş

FEHMİYE:
Dokandı mı aslanım?
Gücüne mi gitti?
FEHMİYE EVLATLIKLARIYLA

BEN:
aa yok ama hani onu bunu korumaya çalışırken Hacere kötü davrandığını duydumsa kulağını çekiim dedim. bu arada +18in foto çekiminin bir nuamra bi iş olduğunu söylemden edemicem ? Bu seksi ve şuh pozlar kimin fikriydi ?

FEHMİYE:
İmagemaker'ım Şenay Akay.. Dürüst olmak gerekirse Elif Karlı ve daha önceki işlerinde ortaya çıkardığı şeyler tam bir felaketti ama bi arkadşın tavsiyesiyle kendisiyle çalıştım. Saç, makyaj, kıyafet ve duruş tamamen onun fikri. Kendi tanımıyla "Taşralı ama aristokrat!" Nihat da çok iyi bir fotoğrafçı... Daha önce benliğimin derinliklerine gömdüğüm kadını çıkardı ortaya..

BEN:
Demek benliğinin altında seksi bir kadın yatıyoR, ehh aile düğün salonlarından nerelere, işte fehmiye ! işte evsane !

FEHMİYE:
Geçmişimden utanmam ben aslanım.. Eğer maksatın mahçup etmekse.. Sen kendine bak! 14 yıldır elinde kayıt aletiyle kapı kapı geziyosun, nereye geldin?

BEN:
fehmiye dedik bağrımıza bastık, ben bugunlere Haydar abinin (Dümen )yanında stajımı bitireeek geldim. 14 senedir Hürriyetteyim işte, beğenemedin mi ? Rollling Stones'dan daha fazla sattığını bilmeyen yok !

FEHMİYE:
It's not my business, aslanım! Sadede gel. Ben lafımı kor, seyrine çekilirim..

Yeşim Salkım karısını TV'de görüyorum, saçını başını yolmak istiyorum

BEN:
Twitter (site olan) hakkında ne düşünüyosun? onla bunla atışmalarının nedenini ''Nazmiye'' ve +18'in promosyon çalışmaları olarak yaptığını düşünüyorum ? Bu arada Ayşe'nin (Özyılmazel) aptallığı hakkında ne düşünüyosun ? Senle düet yapmasına rağmen bunu hatırlamıyo bile. ?

FEHMİYE:
Twitter benim için güzel bi meşgale oldu aslanım esasen... Atıyorum; Yeşim Salkım karısını TV'de görüyorum, saçını başını yolmak, o da olmadı iki çift laf etmek istiyorum ama arayamıyorum, neden? Operatörlerimiz aynı değil, kontör harcayamam bunun için.. Ama giriyorum siteye, 'reply' diyorum, 140 karakterle ne kadar hakaret edebilirsen artık... Bu bakımdan benim için bir deşarj yöntemi. Ayşe'nin andavallığına gelirsek.. Sanırım fazla seks beyin hücrelerinde yıkıma sebep olmuş!


BEN:
Bu durumda seks sana çok uzak ki, hala benim kadar akıllısın ?

FEHMİYE:
Off the record yap aslanım, okkalı bir küfür geliyo!

BEN:
tamam sinirlenme (fehmiye elindeki kahveyi üstümden aşaığya boşaltır)
Son olarak Bu Budur Aslanım'ın başarısını (ve de neden bu kadar abartıldığını) ve sizce efsane olmanın nasıl bişey olduunu söylebilrmisin ?

FEHMİYE:
Bu Budur Aslanım'ın gösterim tarihi Maykıl'ın This is It'ine denk geldi, biraz da iyi oldu. Bu belgesel benim için bir dönüm noktasıydı çünkü sevenlerim beni, Hacer'i azarlarken, tuvalette işerken ve sahte Peter Bruegel tablolarımın tozunu alırken görme fırsatı buldular.. Mesir Macunu turnemin background'u da cabası... Efsane olmaya gelirsek; buna dışardan bakmadan anlayamazsınız aslanım.. tıpkı benim anlayamadığım gibi (gözleri dolar uzaklara bakar)
Ben, bu kargaşanın ortasında yalnız,savunmasız ve tek derdi kendini ifade etmek olan küçük bir kızım (tek bir damla yaş süzülür)

BEN:
(Bu arada bir peçete uzatır ) Yani biraz da reklam amaçlı diyosun ? Maykılla aynı ana denk gelmesi filan..

FEHMİYE:
Sağol be aslanım, lütfettin! (Gözlerini siler, oturduğu yerde dikleşir ve her zamanki mağrur tavrını takınır) Onu dağıtımcıya sor aslanım. Biz çektik, kurguladık, eline verdik adamın.. kopyayı yani. Reklama göre bişiy yuoğğğ!

BEN:
şekerim umarım +18le çok fazla satarak Tuğba'nın (Ekinci) çakıl taşı ödüllü Kondom'unu geçip bir numaraya ulaşırsın. He bu arada Nazmiye'e için de bol şanslar. zira o kadar ecnebi filmi varken kimse sizi seyretmye gelmez de.

FEHMİYE:
Deeet! Ağzımdan lafları alıp alıp son dakika golü atmak yok! Sağ çıkarmam bu evden adamı! "Nazmiye"nin gala gecesinde benimle aynı havayı solumak yerine evinde Umutsuz Ev Kadınlarını izliceksin, haberin olsun. Hadi şimdi uğurlar ola! Haceeeer! Yolu göster şuna kız...

REALSTARFEHMİYE İLE RÖPÖRTAJ


Saat 6.30 civarıydı, bakmayın öyle tüm gün o güzel güneşin yüzünü göstermesine, hava adeta buz gibi. Üstümde D&G montum, ayağımda UGGlarım. Balatta bir köprü altında bekliyorum. Etrafta, şarapçılar, torbacılar ve dumanlar tıpkı New York'un karanlık arka sokakları gibi. O anda kulağımda Fehmiye'nin sözleri çınlıyo ''Burası Balat Aslanım''. Boynumdan astığım milyarlık Canon marka (çakma olduğunu çaktırmayın) fotoğraf makinemi nereye saklayacağımı şaşırdım.

Veee o an, biraz olsun rahatlıyorum, üstüne basma bir etek, altında beyaz paçalı don, renkli çorapları ve bordo yeleğiyle, terlikleriyle şıp şıp yürüyen Hacer geliyor. Adamım biraz vakit geçirelim dedi, bana. Onun o tatlı gülüşünü kıramadım elbette.

Tabi gözüm bu arada elimde duran BlackBerry'de. Fehmiye, yine yaptı yapacağını ve ordan da ulaştı. Ve saat 18:15 civarı bana şu tweeti gönderdi : @aykun_ Nerdesiniz aslanım?? Elim, kolum Hacer'imi yolladım sana alsın seni diye, kayıplara karıştınız!
Eh ben de boş kalırmıyım. @RealStarFehmiye köprü altında işimiz bitsin, 10 dkkaya ordayız Hacerle :P

Eli işte gözü oynaşta olan bana Fehmiye'den cevap gecikmedi: @aykun_ Oha derler adama aslanım, ohaa! Bırak lan kızı... anlamaz o öle şeylerden!
Yaklaşık 5 dakika sonra işimiz bittiğinde, iki arka sokakta yer alan Fehmiye'nin meşhur Köhne ve Viktoryan evine vardık. Hacer elinde şıngır şıngır sallanan anahtarlarla kapıyı açarken Fehmiye aynı kraliçeler gibi merdivenlerden aşağıya iniyordu. Üstünde beyaz sabahlığı, altında peluşlarla kaplı terlikleriyle hem de. (Bence biri onsa saat kaçta kalkması gerektiğini hatırlatmalı.) Fehmiye'nin bir elinde muz, bir elinde de sert ucuz mahalle nescafesi vardı. Bana son günlerde beslenme bozukluluğuna kapıldığını açıkladı. Sonrada ''Başlayalım Aslanım'' diyerek kendisini koltuğa attı.

Röpörtaj sonrası foto çekilme isteiğimi de kırmadı ve üstüne daha uygun bişeyler geçirerek yanıma geldi.
Röpörtaj extra pek yakında burda :)

VOLVER


Pedro Almodovar'dan yine (her zaman olduğu gibi) ilgi çekici bir hikaye. Tamamlanmamış bir meseleyi bitirmek üzere kızlarının yanına dönen (hem de çok uzaklardan) bir anne. Babası taradından tecavüze uğramış kız ve en yakın arkadaşının(komşusunun) babasıyla birlikte olan bir anneye sahip olan kadın.

Hable Con Ella ve Todo Sobre Mi Madre'ye nazaran için de komik öğeler de barındıran filmi, zaman zaman eğlenerek, gülerek, zaman zaman gözlerinin dolarak, kimi zaman da şaşırarak ve hayretler içerisinde izleyeceksiniz.

Aşağıda filmde Penelope'nin seslendirdiği !! şarkıyı da ekledim.

Bir sinema şöleni için Almodovar ve Cruz yapımını kaçırmayın derim...

İyi Seyirler...

NEDEN GÜLÜMSEMEYELİM Kİ ??

Defalarca bir şeyler yazmaya çalıştım hayat hakkında, belki sürekli aynı şeyleri karaladım; ama her seferinde çok daha fazla şaşırdım, her dafasında ağzım biraz daha açıldı, her seferinde 'yeni bir yaşa daha girdim' dedim. Gün geçmiyor ki yeni bir şey öğreneyim, kendim hakkında, hayat hakkında, diğerleri hakkında.

Her gün ''vay be, böyle hayatlar da mı varmış'' demekten kendimi alamadım, oysaki bu güne kadar alışmışım yüzeysel bakmaya, ''35 yaşına gelmiş bir kadının bir adamın ne sorunu olabilir ki'' derdim, ''iş-ev''. Ancak beyni böyle söylemiyomuş. ''19luk bir delikanlının, bir genç kızın okulu ve arkadaşalrı dışında ne problemi olabilir ki'' derdim, olabilirmiş.

Evet hayat garip, başta adil değil. Kimine çok veriyo, kimine az, azı alan onunla yetinemiyo, çoğuna sahip olan da azdaki mutlulağa özenip ''keşke az şeyim olsaydı da mutlu olsaydım'' diyor.

35 yaşına gelmiş bir kadın, özgürlükten kuşlar gibi havada süzülüyo; dünyanın dört bir yanını gezmiş, iyi bir iş, iyi bir eğitim, iyi arkadaşlar, ama ya aile, parçalanmış...peki ya aşk, ''benden uzaklaşalı çok oldu'' diyo. ''içim de hep onun bir özlemi olacak'' diye de ekliyo, ama kendini de avutuyor '' boş ver ya olmasın zaten, bu yaştan sonra kimseyi çekemem, yalnızlık, müziğim ve kitaplarım iyidir'' diyo, söylerken gözleri gülüyo, ama sadece dışarı akması gereken yaşlar istikametlerini şaşırdıklarından dolayı.

Mutlu olmak için sürekli bir bütünlülk ararız, oysaki mutsuzluk öyle değildir, onca şeyimiz olsun, aşk olmasın ağlarız, onca şeyimiz olsun, işimizden ayrılalım, üzünüden kahroluruz. Oysaki güzellikleri tek tek göremeyiz, bir şey güzel oldu mu her şeyin güzelini ararız.

Bu gün eğer mutsuzsanız, her şeyi bırakın, sadece hırkanızı alıp, sokağa çıkın. Güzelim İstanbul Boğazı var değil mi ? Onu görmeyenlerin görmek için can attıkları yer, sadece bir otobüs uzaklığında, hatta belki de yürürsünüz. Biraz yüryün, denizi seyredin, iyotun kokusunu iliklerinizde hissedin, bırakın rüzgar saçlarınızı savursun...Bebek'te, Arnavutköy'de, Emirgan'da gezinin o kutu gibi evlerin, müştemilatların havasını tadın, eski koca tathta binalara karşı olan özleminizi giderin. Sarıyer'de balıkçıların ağlarının etrafında fink atan kuşları seyredin.

Taksim'e çıkarsınız belki de, o koca kalabalığı, koyun sürüsünü aşıp, Tünel'e doğru ilerlersiniz, o büyülü ve mistik havayı tadarsınız belki, sokak aralarından Cihangir'e inersiniz, ya da tüm o müzik mağazalrına girip, eski plaklara, gitarlara göz atıp yokuştan aşağıya Karaköye inersiniz...Ne dersiniz, yapar mısınız bunu ?

Sevgiyle kalın wakan tanka...

NOT BIRAKTIM OKU DİYE


Bu sabah onun varlığından haberdar olunca mutlu oldum, bilmiyorum neden? belki hiçbir şey olmaz; ama garip bir mutlulukla doldu içim, belki umut beslemeye başlar, hayata tutunurum, mutlu mutlu gezerim bir kaç gün onun sayesinde.

Suçluluk duymamamı hatırlattı, belki de tek olmadığımı anlamama yardım etti, bilemiyorum; ama farkında olmadan bana yardım etti...

BİRAZ DA EĞLENELİM :)) // PENELOPE & UGG & FERGIE @ VICTORIA'S SECRET

Oha yukarıdaki resmi gördün mü ? Ağzım açık kaldı, bir İspanyol, ateşli ,seksi, güzel, duygusal, muhteşem..



Hani şu Kızılay'ın dağıttığı botlar/ çizmeler her ne deniyosa onlara UGGlar var ya, erkekler de giyiyomuş onları. Bugün mağazanın önündeyken vitrine göz atarken ''UGG resmi satış mağazası'' yazıyodu ve karton üstünde çeşitli resimler vardı, bir baktım erkeğin ayağında da vardı. Allah allah dedim D: sonra eve geldim gazteyi açtım bir de ne göreyim :D Hürriyet'in haftasonu ekinde de UGG giyen erkeklere yer verilmiş. Ahhha bu durumdaki atasözünü söylediğinizi duyar gibiyim. Her neyse, halktan kimselerin giymesi biraz vakit alabailir :D Kendimi Laleli'de Edebiyat Fakültesi'nde böyle dolaşırken görmeyi tahmin bile edemiyorum.

Tüm sene merakla beklenen Victoria's Secret gerçekleşmiş. Hamileliğini yeni tamamlamasına rağmen Heidi Klum podyumda yer alırken, ultra güzel Adriana Lima ise hamileliği nedeniyle yer alamamış. Neyse onca moda blogu varken ben onlar hakkında değil, sadece Fergie'nin resmini koymak istedim :P
Görüntü ve ses bozuk olsa bile şuradan bi göz atabilirsiniz :P

ANLAYANA

KÜRK MANTOLU MADONNA'DAN....


Söylemek, bir şeyler, birçok şeyler anlatmak istiyorum...Kime?...Şu koskoca dünyada benim kadar yapayalnız dolaşan bir insan daha var mı acaba? Kime, ne anlatabilirim? On seneden ber, hiç kimseye bir şey söylediğimi hatırlamıyorum. Boşuna yere herkesten kaçmış, boş yere bütün insanları kendimden uzaklaştırmışım; ama bundan sonra başka türlü yapabilir miyim? ..... ...... ......
Yanlzı söyleyebilsem...Bir kişiye olsun içimdekileri dökebilsem...Bunu sahiden istesem bile artık böyle bir insan bulmama imkan yok.


Bir ecnebi dil öğreneceğimi, bu dilde kitaplar okuyacağımı, ve asıl, şimdiye kadar sadece romanlarda rastladığım insanları işte bu ''Avrupa''da bulacağımı tahmin ediyordum. Zaten muhitimden uzak duruşumun, vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanalrı muhitimde bulamıyışım değil miydi ?

Eski sükünetime dönmek, uyuşuk günlerin zincirine yapışıp kalmak daha rahat değil miydi?

İkimizde birer insan arıyoruz, kendi insanımızı...

Benim fikrimce aşk diye ayrı, mücerret bir mefhum yoktu. İnsanlar arasında çeşit çeşit kendini gösteren bütün sevgiler, empatiler bir nevi aşktı.

''Babam Yahudiydi'' dedi. ''Annem Almandır. Fakat o da sarışın değil!''
Merakla sordum:
''Demek siz Yahudisniz?''
''Evet...Yoksa siz de mi Yahudi düşmanısınız?''
''Ne münasebet...Bizde böyle şeyler yoktur....''

BİR MADONNA HİKAYESİ

KÜRK MANTOLU MADONNA

Bazı kitaplar vardır, okunmayı beklerler, ama sadece bekler ki okuyucu kendisi gitsin yanına ve alsın onu. İşte Kürk Mantolu Madonna'da onlardan biriydi. Son 3 senedir kitapçılara her gittiğimde almayı istediğim ama almadığım, alamadığım kitaptı. Ancak nasıl olduysa bu sene kitap fuarına gittimse alıverdim kiatbı.

İtiraf etmeliyim ki kitabı ilk gördüğümde Madonna hakkında yazılmış bir eser olabileceği aklıma gelmişti, evet evet bildiğiniz Madonna, zaten ne yazarı tanırdım ne başka bişeyi, o yüzden düşüncem oldukça makul geliyordu kulağıma :) Evet bu kadar da sığım işte.

Genelde sevdiğim romanlarda, filmlerde muhakkak kendimi bulduğum biri olur, bazı sözlerinde bazı hareketlerinde ama baştan aşağıya sanırım hiç olmamıştı. Raif'in gençliğinden, son günlerine kadar hep beni gördüm, adeta gitmeye korktuğum falcı sanki karşıma bu romanda çıkmıştı.

Roman o kadar güzel yazılmış ki, bir anda en sevdiğim kitaplar listesine zirveden girdi, halen etkisinden kurtulamadığım ve kurtulamayacağım bir eser olduğunu altını milyon kere çizerek belirtmek isterim. Acizliğimden dolayı kitabı ne size tanıtabiliyorum, ne de inceleyebiliyorum; ama eğer okumadıysanız gidin ve alın. Aşk'ın ne oldğunu görün, saygının aşkta ne demek olduğunu görün, tutkuyu ve romantizmi tadın. Ve de Sabahattin Ali'nin betimlemelerini, tasvirlerini....

Yazıyı kitap tanıtımı ve edebiyat bölümlerinin altına da etiketledim, ancak bu ne bir incelemedir, ne de tanıtımdır, sadece kitabın üstümde bıraktığı izlenimleri yazdım.

YAĞMURDU BELKİ DE HERŞEYİN SEBEBİ


İstemedim açmak şemsiyeyi, istemedim korunmak o hızlı, büyük ve sert yağmur damlalarından.
İstemedim belki de ilk defa birinin himayesi altına girmeyi, korunup kollanmayı.
Beklemedim ve yürümedim usul usul, yağmurun altında, damlalar hoyratça çarparken yüzüme. Kaçtım; adımlarımı sıklaştırdım, koştum, ürktüm, ıslanmaktan mı peki ? Bilmiyorum...
Ellerini uzattı, katran karası montuma tam değicekken o pamuk gibi eli, ben daha da ürktüm, ayak sesleri hızlandıkça, koştum, kaçtım...
O ürkütücü taş bina belki bu sefer, belki de ilk defa sakinleştirdi beni, korudu... az önce korunmak istemeyen beni hem de. İçimi ısıttı, rahatlattı.
Artık ne pamuk ellerden kaçacaktım, ne de onun bana ulaşmasını engellemeye çalışırken üzldüğümü görecektim. Bu sefer başarıcaktım, tek başıma yapamasam da başaracaktım bunu...
Bir kenarda öylece otururken geldi yanıma tekrar, mavi gözlerini dikmişti üstüme, beyaz kapişonundan sarkmıştı dışarıya, tel tel saçları, akıyordu bir taraftan da damlalar...
Sadece elveda demek için geldim; dedi.
Korkma; dedi.
Çocuk o sırada ürkek gözlerle bakıyordu ona, bir sağırın, bir dilsizin verdiği tepkiyle hem de...

ÜTOPİK FUAR // KİTAP SEPETİ

Gelen geçen Tüyap üzerine yazmak istedim bu gün. Aslında uzun zaman önce yazılması gereken bir post olup bu zamana kalması ise ayıplanası bi durum. Gerçi üzerinde durmak istediğim hususlar oldukça farklı zaten.


UZAK
Evet cidden çok uzak. Biz AKM önünden kalkan beleiş otobüslerle, hem de domuz gribine karşına dezenfekte olmuş araçlarla, 45 dakikada gidip 45 dakikada geri döndük. eh pazartesi sabah saat 10de gidersen böyle olur. Eskiden ne güzeldi hemn Odakuledeydi, çok yakındı. İyi hatırlarım okulla yüreyerek giderdik, dehşet gibi tek sıra hakinde gider gelirdik. Bence bu bir kitap fuarı havasından çıkıp KİTAP FESTİVALİ olsa, çeşitli üniversitelerin bahçelerine standlar kurulsa, bakınız İÜ Beyazıt Kampüsü, Santarl İstanbul, Boğaziçi, İTÜ Maslak, çok daha rahat, eğlenceli ve renkli olur.

ÜCRET
Ekstradan bir indirim yok, yani ben Taksimde Can'dan ya da YKY'den de alsam aynı fiatı ödeyecektimdim, fuarda da aynı fiatı ödedim.


SİNİR HARBİ
Okulla gelen ana sınıfı öğrencilerine çok sinir oluyorum, bence onalr için ayrı saat ya da gün ayırsalar çok daha ii olucak.

STANDLAR
Can Yayınlarının standlarında çalışanalrın t-shirtleri çok iyiydi :) Hepsi en son yayınlanan kitapların kapak resimlerinin basılı olduğu t-shirtler giymişlerdi. YKY ise çok küçük ve aradığım bir çok şeyi bulamadığım bir standa sahipti. NTV Yayınları Doğacı bir poşet/ çantayla verdiler aldığımız kitapları. Cervantes'inde aralarında bulunduğu Kültür Merkezleri de buyurmuştu, fakat bu standlarda geçtiğimiz senelere nazaran eksikler de vardı, örneğin Ermenistan bu sene katılmamıştı. Bazı standlarda yazarlar da imza vermek için hazır bulunuyordu. Gittiğimiz gün beni, alakadar eden hiç kimse yoktu, fakat iki şey çok dikkatimi çekti, bir çok yazarlar zavallı gibi duruyorlardı, hani böle imza almak isteyen falan yoktu, bi takım yazarlar da !!! pazarda don satar gibi, buyrun imzalayaılm, buyrum imzalayaım diyorlardı. Aklıma şeyler geldi bi kadın var ve bi adam, adam hep istiklalde T-Box'un önünde kadın da iskelelerde bekleyip şiir kitaplarını satmaya çalışıyorlar.

Değinmek istediğim son husus ile almış olduğum kitaplar. Daha birçoklarını almak isterdim, ama benim garip bir huyum var, toplu kitap almak istemem, biri biticek, ben ondan sonra gidip yenisini alacağım. Her neyse işte burda kiatp sepetim :)

SABAHATTIN ALI // KÜRK MANTOLU MADONNA
LOUISE de BERNIERES // YÜZBAŞI CORELLI'NIN MANDOLINI
THOMAS MORE // ÜTOPYA
PAULO COELHO // SİMYACI
UMBERTO ECO // GÜLÜN ADI
JOSE SARAMAGO // KÖRLÜK